VADİ Dedem Edip Batmaz için... Neredeyse bir ömür sonra geldiğim vadinin yaratıcısı Kelkit Çayı’na daldırdığım ayaklarımın fotoğrafını çekiyorum cep telefonumla. Böylece döndüğüme bir kanıt, yeniden burada olduğuma bir şahitlik arıyorum. Oturduğum kaya su ile çevrili, ıssız bir adadaymışım gibi yalnız kendimleyim. Uzaklardaki hayat belirtileri, araç sesleri, makine uğultuları, seslenmeler suyun sesini geçip bana ulaşamıyor. Yansımaları, kimi yerde hızlanan, kimi yerde bir ayna gibi durgunlaşan suyu izliyorum. Suretim yalnız bulanık renk geçişleri yaratıyor yüzeyde, kendimi göremiyorum. Kıvırdığım pantolonumun paçasına su değdikçe ıslaklık yukarı doğru ilerliyor, bacaklarım ağırlaşıyor. Barajların insafı ile bir bırakılıp bir dizginlenen çayın şimdi kuru olan yatağından topladığım, çocukken kıra kıra bilye yaptığımız yumuşak kırmızı taşlardan var cebimde. Oturduğum kayaya vurup parçalıyorum kızıl taşları, parçaları suya fırlatıyorum. Kardeşimle, taşları belirlediğimiz hedeflere atı...
'Kırktılar beni Anadan üryan Kırkımda yundum yıkandım Sandım ki sular derman Makasını vurmadan zaman Ben beni bulamadım' Diyeceksiniz ki nereden çıktı bu şiir ( şiir değil diyenler, şiir ama iyi değil diyenler sizi de seviyorum) ve bu görünme, duyulma derdi. Üstelik memlekette bin tane derdimiz varken. Ben bu yaz yangınlarla yüreğim yanmış orada burada çöp toplarken bir şey yapmalı diye diye aylar geçirdim. Sonra da fark ettim ki aslında kişisel olan politiktir ( bu benim lafım değil valla) ve de böyle çivisi çıkmış bir dünyada sanattan, aşktan dem vurabilmek aslında fazlasıyla politiktir. Ve neticede benim elimde paylaşabileceğim hediye de budur. Şiir nereden çıktı peki... Şiir, uzun zamandır ara verdiğim ama eksikliğinden kavrulduğum Sanalyazıevi'nin atölyelerinden birinde, pek sevgili Melike'nin verdiği 6 dakikalık doğaçlama yazı çalışmasının çıkış kelimesi olan 'çakıldak'tan çıktı, öyle dakikalar içinde, bir nefeste.( Kelimenin anlamını bilmeyenler goog...